Bu yüzden yapılması gerekenler ile vicdan arasında ince ancak kopmaz bir bağ vardır. Neyi seversek sevelim payımıza ondan yana mutlaka bir sınav düşer. Macbeth’in kaderden payına düşen sınav da vicdanını yok sayıp yapacaklarıdır. Daha ilk sahnede kahraman bir komutan iken kuytu bir fundalıkta karşısına çıkan üç kader tanrıçası ona kehanetleriyle bir ikbalin hayalini gösterip, “Geleceğin Kralı” olarak selamlarlar…. Sisli bir sabah vakti  aniden ortaya çıkan bu tuhaf giyimli kader örücüler Macbeth’e kral olacağını söyledikten sonra ince bir soluk gibi havaya karışırlar ama bir kahraman olarak değil de yapayalnız, delirerek ölecek bir zalim olmayı Macbeth kendi seçer. Her şey olup bittiğinde kader örücülere sadece ipi kesmek kalmıştır. Şhakespeare’nin adlarını vermediği bu üç kadın Hekate ile yaptıkları buluşmaya bakılırsa Yunan Mitoloji’sindeki üç kader tanrıçasıdır. Fanilerin paylarına düşen kader ipliğini eğirmekle görevli bu üç tanrıçadan Clotho örekeyi tutar ve hayat ipliğini büker, Lakhesis iği çevirip, her insanın talihi miktarınca sarar ve Atropos vakti saaati geldiğinde ipliği keser. Kişinin, iyilik, merhamet, kötülük, gaddarlık gibi özelliklerine göre beyaz ve siyah ipliklerle örülen bu yumaktaki her düğüm geçirilecek mutlu ya da kederli günlere işaret ederdi ve ne yazık ki Macbeth’in siyah düğümleri beyazlardan daha çoktu.


Kral olmak uğruna düşmana karşı beraber savaştıklarının çocukları da dahil olmak üzere yolunu kesen herkesi öldüren Macbeth tacı başına koyduğunda etrafında sadece üzerlerinden kan sızan hayaletler kalır. Canını aldığı her insanda tahta biraz daha yaklaşırken tepeden tırnağa kötülükle dolduğunun o kadar farkındadır ki “Yıldızlar! ateşinizi gizleyin! Işığınız benim o kapkara isteklerimi görmesin! Göz, eli görmezlikten gelsin ama yine de gözün bakmaya korkacağı o iş gerçekleşsin” der. Kötülüğün davetini kırmayan bütün uğursuzluklar gibi, kader örücülerin “Birman Ormanları yürümediği ve annesinin karnından doğmamış bir ölümlüyle karşılaşmadığın sürece kral olarak yaşacaksın” kehaneti de gerçekleşir ve Macbeth, Birman Ormanları’nın içine saklanmış ordu yürümeye başladıktan sonra öldürülür. Macbeth’in ölümü “ bir anadan doğmamış”, vaktinden önce annesinin karnından çıkarılmış Macduff’un elinden olur. Ruhu gibi siyah düğümlerle dolu kader ipini Atropos keser.

Platon’un Devlet’in son bölümünde anlattığına bakılırsa tekrar yeryüzüne çıkacak olan ruhlar da özgür iradeleri ile yaşamak istedikleri hayatları seçip Clotho’nun döndürdüğü kirmenin ipine bağlanır ve Antropos’un yazgılarını ölçülmez hale getirmesini beklerlermiş. Tüm seçimler yapılıp bütün ipler karıştırıldıktan ve kirmene bağlandıktan sonra hiç arkalarına bakmadan yürüyüp son kez Kader Tahtı önünde diz çökerek diğer tarafa geçerlermiş. Kaderin değil ama hayatlarımızdaki bütün seçimlerin sahibi olarak kanlı bir tac isteyenin en sonunda üzerine kapanacak uluyan bir orman göreceğini ve kirmenden çıkan ipin mutlaka bir gün kesileceğini hiç unutmamak gerekir. Oğlak dolunayı işte bunun için parlar: Her seçim bir sınav ve her diz çöküş kadere bağlanan hayat ipidir.


Birnam Ormanları karanlık bir çığlık gibi üzerimize kapanmadan istediğimiz şeyin bedelini ödemeye hazır olup olmadığımızı bir kez daha vicdanımıza soralım.

Macbeth, William Shakespeare, Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.


Klasik Yunan Mitolojisi, Şefik Can. İnkılap.


Hesiodos Eseri ve Kaynakları. Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat. Türk Tarih Kurumu Yayınları.

biricik >../9/9_biricik.html../9/9_biricik.htmlshapeimage_3_link_0
< isabel için bir mandala../5/17_isabel_icin_bir_mandala.html../5/17_isabel_icin_bir_mandala.htmlshapeimage_4_link_0
home ../../../../Anasayfa.html