İtalyan olmasına rağmen ruhsal coğrafyasının önemli bir kısmını Portekiz’e ve Hindistan’a ait hikayelere ayırmış olan Tabucchi bu kitabı yazmasındaki kişisel gerekçeyi  “tıpkı bir nehrin içindeki çakılları aşındırarak yuvarlaklaştırması gibi zamanın kemirdiği ama dönüştüremediği kişisel pişmanlıklar” olarak açıklar. Ama belki de kitap yokluğu ancak kayboluşunun üzerinden otuz yıl geçtikten sonra farkedilen bir kadına özür için yazılmıştır. Ve ilk cümlelerinin yazıldığı gece kırmızı dolunayın altında yaşlı bir keşiş binlerce yıllık çemberleri renkli tebeşirlerle çiziyordur.


Sanskritçe bir kelime olan ve bugünkü dile “enerjiyi taşıyan kap” olarak çevrilen mandalalar Hint kökenli dinlerde kozmik bir dansı ve aydınlamayı simgeleyen dairelere işaret eder. Kusursuzluğun ve kosmosun simgesi olan bu çemberlerin bir ucunun evrenin sonsuzluğuna diğer ucunun da ruhun en derin kuyusuna  uzandığı düşünülürmüş. Bu nedenle evrene gönderilecek bir niyet ya da sorulacak bir sorunun mandalanın içindeki kosmosu simgeleyen çemberler vasıtasıyla yerine ulaşacağına inanılırmış. İşte tam da bu yüzden Slowacki’nin Isabel’i bulmak için çizdiği dokuz çember anne karnında geçirdiğimiz dokuz aydan başlayıp gökyüzündeki kürelere kadar uzanan bir mecaranın hatırasını taşır. İnsanın ve evrenin bir bütün olduğunu kabul eden bu görüşe göre evrende beden bulmamız için gereken dokuz ay, hem  insanın hem de kosmozun müziğini oluşturan gezegenlerin sayısıdır. Kökeni Pisagor’a dayanan bu görüşe göre göksel kürede müzikal aralıklara göre konumlanmış dokuz semavi cisim yörüngelerinde dönerken ölümlülerin duyamayacağı ilahi bir müzik yaparlar.  Bacon’da astrolojideki dokuzuncu burcun Tanrı için yapılan yolculukların, kutsal metinlerin ve “ büyük talih” diye bilinen Jüpiter’in evi olduğu kabulune atfen  dokuzun şans sayısı olarak bilindiğini söyler.  Bu yüzden özellikle kuzey ülkelerinde mısır hasatından kalan son dokuz taneyi bulan kişinin ebedi bir şansla harelendiğine inanılırmış.

Isabel için çizilen mandalaları seyredip sırlarını öğrenirken Slowacki sekizinci çembere gelmiş ve kederli bir astrofizikçi olan Lise’ye “ çemberler çizerek bir merkeze ulaşmaya çalıştığını ama her şeyin mümkün olabileceği evrende asıl güçlü niyetin bulmak değil aramak olduğunu” söylemişti. Dokuzuncu mandala çizilirken küçük bir mola verdim ve öğlenden beri sokağın başında beni sabırla bekleyen kedilere mama verdim. Arkamı dönüp baktığımda mama kaselerinin başında tam dokuz kuyruk saydım. Apollon’un lirindeki dokuz telle ölüler diyarındaki Styx rmağının dokuz dönemecini hatırlayınca Isabel’in az sonra kısa bir yokuşun başında görüleceğine inandım. Slowacki ile Isabel küçük bir vapurda ilerlerken ay küçük hayvanların evi olan Başak burcuna girmiş ve telaşlı bir kirpi merdivenin dokuz basamağını inip güllerin arasında gözden kaybolmuştu. Kitap bitip ay batı ufkunda kaybolduğunda bahçede sadece Şhakespeare’nin tekinsiz kız kardeşlerinin sesi duyuluyordu:


“ Üç kere seninkini ve üç kere benimkini,

   Ve üç kere daha dokuz yapar

   Huzur! Büyünün sona erişi….”

Isabel İçin Bir Mandala, Antonio Tabucchi, Çeviren: Semin Sayıt, Can Yayınları.


Sayıların Gizemi, AnneMarie Schimmel, Çeviren: Mustafa Küpüşoğlu, Kabalcı Yayınevi

oğlak dolunayı ve birnam ormanı >../7/22_oglak_dolunay_ve_birnam_orman.html../7/22_oglak_dolunay_ve_birnam_orman.htmlshapeimage_3_link_0
< tavus kuşunun ayakları../3/11_tavus_kusunun_ayaklar.html../3/11_tavus_kusunun_ayaklar.htmlshapeimage_4_link_0
home ../../../../Anasayfa.html