Meçhul’u okurken “ öteki dünya”nın insanları arasında o kadar çok dolaştım, o kuyruk yağı kokulu mutfaklarda, lağımlı suların bir yalan gibi kıvrılarak bütün sokaklarını sardığı mahallelerde öyle uzun kaldım ki ….Bir bataklığa benzeyen kaderleri doğdukları andan itibaren ayaklarının altına seriliveren bu insanların niye bunu değiştirecek şanslarının olamadığını, niye hayatlarının kuş kanadından süzülecek incecik bir esintiye muhtaç olduğunu, niye hayattan bu kedersizlerin payına sadece of çekmenin düştüğünü uzun uzun düşündüm ve haftalarca tuhaf bir şekilde yolda izde hep İbrahim’e, Rüya’ya, Seda Sayar’a, Meliha’ya, Salih’e benzeyen insanlar gördüm.


İletişim Yayınları, Gaye Boralıoğlu’nun yaralı kuşlara benzeyen, okudukça küçük pençelerini kalbinize batıran güzelim kitabı Meçhul’u yeniden basmakla çok güzel bir iş yapmış. Meçhul, kalbinden başka gidecek hiçbir yeri olmayan garip kuşlara benzeyen bu insanların hikayesini anlatırken, insana kendini incecik bir gömlekle mart ayazında kalmış gibi hissettiren bir kitap. Eğer ilk basıldığında alıp okumadıysanız İbrahim’in hikayesiyle tanışmak ve onu hapsedildiği kaderin içinden çekip çıkarmak için bu seferki fırsatı kaçırmayın. Belki siz de benim gibi hayalinizde  İbrahim’e yeni bir son yazarak onu talihinden kaçabileceği kadar uzaklara yollar, Aysız bir gecede, o tabuta benzeyen kayığın içinde gördüğünüz şeyin İbrahim’in ince gövdesi değil de küpeştenin üzerine öylesine bırakılmış ağ yığınları olduğuna inanırsınız.