Bu sabah da her kar yağdığında olduğu gibi içimde iyi şeyler olacağına dair pır pır eden bir neşeyle uyandım ve çok sevdiğim bir arkadaşımla buluşmak için dışarı çıktım. Buluşacağımız yer ikimizin de evine yakın olan ve çok kısa bir süre sonra kentsel dönüşüme girecek bir binanın girişindeki küçük pastaneydi. Burayı, yazın bunaltıcı sıcaklarda aldığı ferah esinti kışın ise önündeki ağaçlarda toplaşan geveze karga kümeleri sebebiyle hep çok severdim. Yaklaşık yarım saat kadar önce gidip bir kahve söyledim ve arkadaşım gelene kadar ağaçları incecik bir tül gibi saran karın yağışını seyretmeye başladım. Kar tanelerinin düşüşüne mi yoksa içimdeki seslere mi çok dalmışım bilemiyorum ama ben farkettiğimde önündeki çayın yarısı içilmiş olduğuna göre en az on dakikadır oradaydı.   Çaprazımdaki masada oturuyordu. 70- 75 yaşlarındaydı. Üzerinde dirsek yerleri eprimiş kalın bir ceket onun içinde de kahverengi el örgüsü hırka vardı. Pantolonuyla çorapları arasında kalan boşluktan mavi çizgili pijamasıyla, sıska bacakları gözüküyordu. Tentenin koruyamadığı sağ omuzunda rüzgarla savrulan kar taneleri birikmişti. Önündeki tabakta iki ,poğaça ile bir açma vardı. Tabağa ve çay bardağına her uzanıştan önce elleriyle masanın kenarını yokluyor ve örtünün üzerinde okşar gibi usulca gezindikten sonra tabağını buluyordu. Kör olduğunu o zaman anladım. Poğaçaları ve açmayı iştahla değil de insanın içini eriten bir tevekkülle yiyor ve her lokmadan sonra dudakları kendi kendine konuşur gibi kıpırdanıyordu. Bir bardak çay iki poğaçaya ancak yetince, açmayı törensel bir yavaşlıkla tabağın kenarındaki peçeteye sarıp cebine koydu ve sağ elinin işaret parmağını ıslatarak tabakta poğaçadan kalan susamları ve ufak kırıntıları yedi. O sırada uzun kalın paltosuna sarılmış, ekoseli atkısını burnuna kadar çekmiş telaşlı bir kadın kapıdan girip masasına doğru yürüdü ve sabırsız tiz bir sesle “ hadi Kâni Efendi doyduysan artık gidelim” dedi. Sabırsız kadın, Kâni Efendi’yi kolundan ittirerek sürükler gibi kapıdan dışarı çıkarırken, garson çocuk koşarak içerden çıktı ve kadına “abla iyi seneler” diyerek elindeki torbayı uzattı ve başıyla Kâni Efendi’yi gösterdi. Kadın teşekkür ederek aldıktan sonra içine baktı ve Kâni Efendi’ye dönüp “ çok sertlerse sıcak suya batırırsın” dedi ve torbayı Kâni Efendi’nin eline tutuşturdu. Sonra telaşlı ve sabırsız insan kalabalığının içine karıştılar ve bir dua gibi yağan karın içinde gözden kayboldular. Kâni Efendi’nin sağ omuzunda biriken küçük kar kümesi belki de iyiye işaretti, belki de torbadaki poğaçalar zannettikleri kadar bayat değildi, belki de Kâni Efendi’yi bu yıl güzel günler bekliyordu, belki…


Herkese umut etmekten vazgeçmeyeceği mutlu yıllar dilerim..

tavus kuşunun ayakları >../../2016/3/11_tavus_kusunun_ayaklar.html../../2016/3/11_tavus_kusunun_ayaklar.htmlshapeimage_3_link_0
< masumiyet şarkıları../10/19_masumiyet_sarklar.html../10/19_masumiyet_sarklar.htmlshapeimage_4_link_0
home ../../../../Anasayfa.html