Tevrat’ın Krallar I ve Krallar II’de anlatılan hikayelerinde Jezabel, İsrail’in ve kocasının inandığı tanrıdan başka bir tanrıya inanmanın dışında dolandırıcılık, yalancılık, tamahkârlık gibi başka günahlar da işler. Paganlığının dışındaki bu diğer ayıplar, asıl büyük suçunun günah kefesini ağırlaştıramayacağı olası durumlar için yaratılmış yedek günahlardır; Kocası Ahab, Novat isminde Yizreli bir bağ sahibinden sarayına en yakın olan bağı gümüş karşılığında almak ve sebze bahçesi yapmak ister ancak Notav “ Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermekten Rab beni esirgesin”( 1. Krallar 21:3),  diyerek bağını satmaya yanaşmaz ve devreye Tevrat’ın kendine biçtiği fettan, üç kağıçı ve zalim sıfatlarıyla Jezabel girer. Kocasının mührünü kullanarak Navot hakkında kentin ileri gelenlerine mektuplar yazar ve yalancı şahitler göstererek “ Novat Tanrıya sövdü” ( 1.Krallar, 21:10) yalanını uydurup Novat’ın taşlanarak öldürülmesini planlar.

Tevrat’ın anlattığı İsrailoğulları’nın tanrısına inanmayan kurnaz ve zalim kraliçe motifinden yola çıkarsak, pagan olan ve inandığı Baal için Samiriye’de büyük bir tapınak yaptıracak kadar cesur olan Jezabel’in  Notav’ın ölümü için kurduğu “Tanrıya sövdü” iftirasının kurmacanın gelişimi içinde ayrık otu gibi durduğunu görebiliriz. Jezabel’in asıl suçu; erkeklerin dünyasında ve onların kurguladığı inanç sistemi dışında da bir kadın olarak varolunabileceğini göstermesidir. Fikirlerini İsrailoğulları’nın en güçlü adamı olan kocası kral Ahab’a kabul ettirebilecek kadar akıllı, kendi inançlarını savunabilecek kadar cesurdur, öyleyse bu “putperest ve büyücü” kadına, kendinden sonra gelecek bütün kadınlara bir ders olması için korkunç bir ölüm gerecektir. Sarayının yüksek surlarının üzerinden aşağıya atıldığında kanı, bedeninin üzerinden geçecek olan atların üzerine sıçrayacak ve bu “ lanet olası kadının” ölüsünü köpekler yiyecektir. “Jezabel’in leşi İsrail topraklarına gübre olacak ve kimse bu Jezabel’dir, diyemeyecektir” ( II.Krallar; 9:37).  Tevrat’a Jezabel için yazılan bu ürpertici ölümün belki de en çarpıcı sahnesi Jezabel’in tam bir femfatal olarak kendi ölümü için soğukkanlı bir şekilde hazırlandığı sahnedir. Kendini öldürmek için sarayına gelen Yehu’yu tam da izinden gidecek kadınlara bir Tevrat dersi vererek karşılar; Gözlerine sürme çekip, saçlarını tarar ( II.Krallar; 9:30). Jezabel’in İsrailoğulları’nın tanrısına değil de bir Babil tanrısı olan Baal’e tapması sadece kendi trajik sonunu değil, inancına saygı gösteren kocası, İsrailoğulları’nın kralı Ahab’ın soyunu da lanetler. Ahab’ın Samiriye’de yaşayan ve çeşitli kadınlardan olma yetmiş oğlunun kafaları kesilip küfelere konularak İsrail’e getirilir ve iki ayrı yığın halinde kent kapısının girişine ibret olsun diye bırakılır (II.Krallar; 10: 7,11).

Jezabel’in bir putperest büyücü ve femfatal olarak Tevrat’a çizilen portresi ve “hak ettiği ölüm biçimi” ardından gelecek bütün asi kadınlar için bir uyarı sistemi vazifesi görür; “Yeteri kadar iffetli, inançlı ve uysal olmazsanız ölünüz ancak köpeklere ikram edilecek kadar saygı görür”. Neredeyse Havva’nın hikayesi ile başlayıp Jezabel’de aç köpeklerin yemeği olmaya kadar varan bu dramatik tablo asi ve iffetsiz kadınları bekleyen kaçınılmaz sondur. Ancak iffetli ve inançlı kadının hasletleri Havva’dan başlayıp Jezabel’e doğru giderken çeşitlenir. Havva gibi ayıbını bilip örtecek, Jezabel gibi gözlerine sürme çekip, saçlarını taramayacak ve bugüne uzanırsak hamile haliyle dolaşıp kahkaha atmayacaktır.


Jezabel’in günahkar kadınları bekleyen laneti hatırlatan ismi, uzak bir geçmişten bugüne düşen kızıl bir leke gibi hâlâ kadınların eteklerine yapışır; Jezabel’in köpeklerin yalamaya doyamadığı kanıdır o.  Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı distopik romanında da Jezabel ismi ve hikayesiyle tekinsiz bir hayalet gibi dolaşır. Jacob’un Oğulları’nın el koyduğu bu yeni dünya düzeninde kadınların bir isimleri, işleri, sevgilileri, özgürlükleri ve onlar için tasarlanandan başka hayalleri yoktur. Bütün kadınlar erkekler tarafından kurulmuş sosyal piramitin sadece işlevsel parçalarıdır. Piramitin en tepesinde yüksek rütbeli erkeklerle evlenip sadece eşlik yapan mavi elbiseli kadınlar vardır. İkinci basamak ev işleri yapmak için seçilmiş  sadece yeşil elbise giyebilen yaşlı ve kısır kadınlara ayrılmıştır. Piramitin üçüncü basamağı, kırmızı uzun elbise ve kırmızı eldiven giyip kırmızı peçeyle yüzlerini kapatan ve etrafı görmemek için peçelerinin kenarlarına beyaz kanatlar takan “damızlık kızlar”a ayrılmıştır. Sonuncu basamak ise hepsinin adı Jezabel olan ve isimlerini kandan yapılmış bir

çiçek gibi taşıyan yüksek komutanların fahişelerine ayrılmıştır. İsmi Jezabel olan bütün fahişeler yüzleri  “Babil orospusu” gibi  boyalı  adı “jezabel’in Evi” olan genelevde müşteri beklerler.  Atwood, kadınlara bir tek günahlardan sakınma özgürlüğü verilen bu cehennemden kurtulma şansını sadece Jezabel’in Evi’ndekilere sunarak “iffetsiz kadın’a” ölüsünü bekleyen köpeklerin önünden hızla kaçıracak hediye sunar; özgürlük.

Atwood gibi Jezabel’e yapılan haksızlığın öcünü edebiyatla alan başka bir yazar daha vardır ki o da İsaac Asimov’dur. Çelik Mağaralar isimli bilim kurgu romanında Jezabel’i üç bin yılın ardından Jessie’nin ağzından konuşturur. Kahramanlığı ve zekasıyla polislikten galaksiler üstü bir kahramana dönüşen Elijah Baley, karısı Jessie’nin asıl adı olan Jezabel’i neden kullanmadığını anlamaya çalışır; Jessie’ye göre Jezabel sadece ataları olan paganların geleneklerini sürdürmek için mücadele eden ve bu uğurda öldürülen bir kadındır. Artık robotların ve uzaylıların kendi inançlarını dayattıkları dünyada, Jessie bu eski isimden kurtularak Jezabel’i bekleyen korkunç sondan uzaklaşmaya ve kurulan yeni dünyanın inanç sistemine alışacak gücü bulmaya çalışır. 


Jazebel ve onun gibi kadınları üç bin yıllık süren bir lanete karşı koruyacak tılsımı gözlerimize çektiğimiz sürmede, attığımız kahkahada ve edebiyatta bulacağız.

İsmimin varlığını gizli birşey gibi saklıyorum, geri dönerek günün birinde kazıp ortaya çıkaracağım bir hazine. Bu ismin gömüldüğünü düşünüyorum. Bu isim gizemli bir hayalle çevrili, bir tılsım gibi, hayal bile edilemeyecek uzaktaki bir geçmişten kalan bir büyü gibi.”

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood, Çeviren; Seviç Kabakçıoğlu,

Özcan Kabakçıoğlu, AFA Yayınları.


Çelik Mağaralar, İsaac Asimov, Çeviren; Aslı Kayabal, Baskan Yayınları.