Otto Eichmann’ın temsil ettiği sıradan kötünün en korkutucu yanı tarihin her döneminde ortaya çıkabilecek merhametsiz bir savrukluğa sahip olmalarıdır. Kendilerini bu acınası sıradanlıktan kurtaracak bir yaşam alanı ararlar ve ne yazık ki hemen her zaman bu habis ruhlarını çoğaltıp  yaşatacakları çürümeye yüz tutmuş ahlaki bir zemine rastlarlar. Sıradan kötüler için sınırlı eğitimleri ve sığ dünya algıları ile yapabilecekleri en anlamlı iş çoğunlukla bir diktatörün peşine takılmak olur. Yetersizliklerinin fark edilmeyeceği ve vicdani sığlıklarının test edilemeyeceği bu kötülük iklimi gelişip serpilecekleri bir vaha işlevi görür. Merhamet, sosyal adalet, hakkaniyet gibi farkındalıkları gelişmediği için yapabilecekleri kötülükler öldürülmüş bir çocuğun annesini yuhalamaktan, binlerce kişinin toplama kamplarında ölümüne sebebiyet vermeye kadar uzanan habislik skalası içinde yer alabilir. En meşhur üyelerinden Eichmann’ın savunmasında da görüleceği üzere sıradan kötülerin en çarpıcı özelliklerden biri sorumlu oldukları vahşetin vicdan azabıyla ancak üyesi oldukları toplumsal hareketin yenilgisi sonrasında tanışmalarıdır. Bütün kişiliklerine sinmiş ve yaptıkları her kötülüğü bizzat taşımış olan riyakarlıkları burada da imdatlarına yetişir. Ahhh nasıl da talihsiz emir kullarıdır onlar…..

İki yıl süren duruşmanın sonunda Eichmann’ın yüzüne karşı okunan infaz kararında “ Siz sanki buna hakkınız varmış gibi dünyayı Yahudi halkıyla ve diğerleriyle paylaşmayı istemediniz. Bu dünyada kimin yaşayıp, kimin yaşayamayacağı hakkına karar verebileceğinizi sandınız. Biz de insan ırkının hiç bir üyesinin bu dünyayı sizinle paylaşmak isteyebileceğini düşünmüyoruz. İşte bu nedenle, sadece bu nedenle idam edilmeniz gerekir” denildi. Ve, yüzüne okunan bu kararın ardından 31 Mayıs 1962 yılında idam edilerek, cesedi özel olarak tasarlanmış bir fırında yakıldı. Külleri, Akdeniz’e İsrail karasularının uzağına döküldü.

İktidarların kullanmayı en çok sevdiği araçlardan olan otorite ve totoliterlik üzerine çalışmalarıyla tanınan ve kendi de Nazi zulmünden kaçarak Amerika’ya yerleşen Hannah Arendt “ Kötülüğün Sıradanlığı” adlı kitabını Eichmann’nın duruşma tutanaklarından yola çıkarak yazdı. Sıradanlığın kriminal kötülüğe evrilişini anlatan kitap“ küçük insanın günlük kullanımına uygun”  şiddetin nasıl semirdiğini anlamak için tekrar tekrar okunmayı hak ediyor.


Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı, Çeviren; Özge Çelik, Metis Yayınla