Günahlarımızın bütün bir ömür boyunca kurtulamadığımız yapışık ikizimiz gibi peşimizde sürüklememiz ve bir türlü kesip atacak keskin bir bıçak bulamayışımız bizi kainatın en vahşisi yapmış. Nihayetinde kuş tüyüyle tartılacak bir kalbi bekleyen ilk sınavın, vicdanın ağır kapısından geçmek olduğunu unutmuşuz. Kefaret için yepyeni günahlar icad edip kovulduğu yeri yeniden bulmak isteyen kayıp ruhlarız hepimiz.


Günahlarımıza biçilen cezadan ölesiye korktuğumuz için, cennetten bir daha kovulmamak için çağlar boyu cehennemi ellerimizle inşa etmişiz işte onlardan bir kaç örnek;


Ortaçağ’da günahları def etmenin bir yöntemi olarak ortaya çıkan ve beni en çok şaşırtanlardan biri Günah Emicilik. Kurumsal bir yapısı ve  kayıtlı günah emicileri olan bu müessesenin son temsilcisi Richard Munslow yakın bir tarih sayılan 1906’da İngiltere’de ölmüş. Günah emiciler ölünün yanına oturup, yakınları tarafından önlerine getirilen yiyecek ve içecekleri ölünün üzerinde bir süre tutup etrafında çevirdikten sonra yiyerek sembolik olarak ölenin günahlarını kendi bedenlerinin içine alırlarmış. Belli bir ücret karşılığında ve sadece bu kurumun tescilli günah emicilerine yaptırılan bu “ günahlardan arınma” ritüelinden sonra ölünün Araf’ta beklemeksizin Cennet’e gideceğine inanılır ancak ritüeller dışında Günah Emiciler’e tıpkı cüzzamlılar gibi yaklaşılmazmış.

Ortaçağ’ın riyakarlık kokan günah savma ritüellerinden başka  Eski Yunan’nın günah keçisi törenleri de en az Ortaçağ’ın arınma ritüelleri kadar riyakar ve vahşi. Eski Yunan’da da sosyal piramitin en altında bulunan kadın ve erkeklerden oluşan sınıfsızlar adlı grup “ Pharmakos” yani “ günah keçisi” olarak kurban edilirlerdi.


Barınma ve beslenme gibi temel gereksinimleri şehir vergileriyle karşılanan “sınıfsızlar” ekonomik olarak geçim derdiyle uğraşmaz ancak her felaketten sonra içlerinden ikisi şehrin günahlarına bedel olarak kurban edilirlerdi. Savaş, kıtlık, yangın gibi büyük felaketlerden sonra şehirdekileri temsilen içlerinden seçilen bir kadın ve bir erkek güzelce giydirilip din adamları tarafından şehrin sokaklarında dolaştırılır ve şehirde işlenen bütün günahların bu iki “sınıfsız” üzerinde toplandığına kanaat getirilince, şehir surlarının dışında taşlanarak öldürülürlermiş.

Günah Emiciler, Günah Keçileri ve ritüeller zaman içinde değişse de günah kavramı var olduğu sürece Cennet ve Cehennem imgeleri ve bunlara ulaşmanın ya da kurtulmanın yolları defalarca, yeniden ve yeniden yaratılıcak.

Cennet bir arzu nesnesi olarak hayallerimizdeki yerini korudukça tarihin farklı zamanlarında konu başlıklarına uygun olarak hem kefaretlerimiz hem de günah keçilerimiz değişecek. Kah sınıfsızlar, kah Yahudiler, kah cadılar ya da homoseksüeller.

Avrupa’da  15.yy ’da Papa VIII. Innocentius’un cadı avı sezonunu açması ve kilisenin cadılığı bir cürüm olarak kabul etmesinden sonra en iyi tahminle 40.000 ile 50.000 arasında insanın “ cadı” suçlamasıyla infaz edildiği sanılmaktadır. Ekonomik ve sosyal krizin tetiklediği bu atmosferin kurbanları genellikle yalnız yaşayan ya da dul kalmış ekonomik bakımdan yardıma muhtaç kadınlardı, tıpkı Eski Yunan’daki gibi ekonomik sisteme yük olan “toplumsal safralar”. Genellikle yakılarak infazları gerçekleştirilen cadıların bu acılı ölüm sonunda hem günahlarından kurtulacağı hem de sebep oldukları felaketlerin, ( ki çoğunlukla bunlar köydeki hayvanların ölümü, dönemsel kıtlık vs. gibi sebepler olurdu) son bulacağına inanılırdı.

Cadı zanlısının yargılanmasında çok çeşitli yöntemler kullanılsa da İlahi ve şaşmaz bir sonla neticelendirildiğine inanılan “cadı yüzdürme” bu yöntemler arasında en popüler olandı. Zanlı çırılçıplak soyulup elleri ve ayakları birbirine bağlanarak tekrar, tekrar bir göle yahut nehire bırakılır ve eğer zanlı su üstünde durmayı başarırsa bunun Cadı olduğuna dair ilahi bir kanıt olduğuna karar verilir ve zanlı yakılarak öldürülürdü, şayet su üzerinde duramaz ve batarsa masum olduğuna hükmedilirdi. Ancak bu uygulamada zanlı sudan erken çıkarılmazsa ciğerlerine su dolduğu için çoğu zaman masum olsa bile! ölürdü.

1260 yılında Fransa’dan çarpıcı bir örnekte ise bu sefer homoseksüelliğin, cezası bu dünyada verilmesi gereken büyük günahlardan olduğu kabul ediliyor ve homoseksüellik “suçu” ilk kez işlendiğinde zanlının testisleri, ikinci seferinde ise penisi alınıyor ve eğer “suçu” üçüncü kez tekrar ederse yakılarak öldürülüyordu.


Daha yakın sayılan bir tarihte 1630 yılında ABD’de de Virginia valisi siyah bir kadınla  ilişkisi olan bir beyaz adam için şu ifadeleri kullanarak adamın kefaret ödemesini istiyordu “ bir zenciyle yatarak bedenini kirletmek suretiyle Tanrı’nın sözünden çıkan ve bir Hıristiyan’nın utancına gark olan Hugh Davis’in kırbaçlanması uygun bulunmuştur ”.

Günahlarımızın ve onlara biçilen cezaların tarihinde yol alırken en çok hayret ettiğim Cennettine ulaşmak istediğimiz Tanrıyı ne kadar çok taklit ettiğimiz gerçeği oldu. Cenneti değil ama Cehennemin mahkemesini kurmakta öyle ustayız ki; merhameti ve dirayeti olmayan sahte Tanrılarız her birimiz. Hepimizin bir günah keçisi ve ona uygun cezaları ve kefaretleri var. İşte yazmaktan utandığımız günahlarımıza ve kefaretlerimize Roma Dönemi kefaret stellerinden bir kaç güzel örnek;


İ.S 132- Stratonike’nin Aksiottalı Tanrı’ya adağı


“ 217 yılının Hyperberetaios ayında Mausaios kızı Stratonike Aksitottalı Tanrı’nın rahibelerinden Eutykhis’den bir ölçek buğday aldı ve bugüne değin ödemeyip işi ağırdan aldı. Tanrı onu sağ göğsünden cezalandırdı. Stratonike bunun üzerine borcunu faiziyle ödedi. Şimdi Aksiottalı Tanrı’yı övüyor.


Theodoros’un Zeus ve Men Artemidorou’ya adağı, İ.S 235


“320 yılının Panemos ayının 12. gününde: Tanrı Zeus ve Büyük Men Artemidorou’nun gönderdikleri vahiy uyarınca ‘ işlediği suçlardan dolayı, Theodoros’u gözlerinden cezalandırdım.

“ İlk Günah;


Haplokomas’ın uşağı ve Euthykles’in karısı Trophime ile şehir konağında cinsel ilişkide bulundum “


‘ O, bu ilk günahından, bir koyun, bir keklik ve bir köstebek vererek kurtulacak’


“İkinci Günah;


Nonou’daki Tanrılar’ın kutsal bir kölesi olduğum halde, yalnız yaşayan Ariadne ile cinsel ilişkide bulundum.”

‘O, bu suçunu bir domuz yavrusu ve bir tonbalığı vererek ödeyecek’.


“Üçüncü Günah;

Yalnız yaşayan Arethousa ile cinsel ilişkiye girdim”


‘ Günahkar, bu suçunu bir tavuk, bir serçe, bir güvercin, bir miktar arpa ile karışık buğday ve bir miktar şarapla ödeyecek. Ve ayrıca suçundan arınmış bir kimse olarak tapınak çalışanlarına bir miktar şarap verecek’.


“ Zeus’u kendime vekil tayin ettim:


‘Bak! Onu işlediği günaha uygun şekilde kör ettim; Şimdi o Tanrılar’ı yatıştırmakla ve yazılı bir taş dikmekle iyi etti……..

Mis Tiamou Artemidorou’ya adak; Geç İmparatorluk Dönemi


“Aphphias, Gaius ile Kosmos’un kızı Iulia arasındaki evliliğe ilişkin anlaşmada aracı oldu; ancak Iulia Gaius’a sadık kalmadı ve bir suç işledi. Şimdi, Tanrı yücedir.Tanrı Iulia’yı cezalandırdı……”

Başka bir dünyanın cehennemi olan bu dünyada Cadılar, Homoseksüeller, Zenciler, Cüzzamlılar, Yahudiler, Çingeneler ve dahi tüm konjonktürel ötekiler için her zaman için uygun bir günah ve kefaret vardır; Ne için? Kovulduğumuz cennet için. Şimdi; sıra henüz bize gelmedi şükredelim……

  



Günah ve kefaret ile ilgili daha derin okumalar yapmak isterseniz;


Günah Keçisi, Charlie Campbell, çev; Gizem Kastamonulu, Ayrıntı Yayınları


Antikçağ’da Günah ve Kefaret, “Confessıones “,  Pınar Özlem Aytaçlar, Ege Yayınları


Seks ve Ceza, Eric Berkowitz, çev; Orhan Düz, Kolektif Kitap

 akrabalarımı arıyorum !  >27_akrabalarm_aryorum%21%21.html27_akrabalarm_aryorum%21%21.htmlshapeimage_3_link_0
<zehir ve cinayet.15_zehir_ve_cinayet.html15_zehir_ve_cinayet.htmlshapeimage_4_link_0
home ../../../../Anasayfa.html