Müslüman ve Türk’tü. En azından nüfus kağıdında öyle yazardı ama buraların yabancısıydı. Uzak, puslu bir hayali göğsünün üstünde taşıyarak yaşlandı ve ilk evini çok özleyerek öldü. Öldüğünde beş çocuğu, on torunu başucunda pişmanlıkla doluyduk. Evini özlemesine seyirci kalmış, bir kerecik daha görmesine yardımcı olmamıştık. Hepimiz meşgul ve çok yoğunduk “ben sana sonra dönücem” dediğimiz zır zır çalan telefonlarımız, mühim işlerimiz vardı ve en önemlisi “hasret” bir kerecik bile olsun kapımızı çalmamış uzak bir akrabamız gibiydi. Evini özlemesine razı olarak yolcu ettik onu.

Samatya’da Madam Marista 85 yaşında, vatanında, doğduğu büyüdüğü toprağın kucağında, onu hiç tanımayan, hikayesini hiç bilmeyen bir vicdansız tarafından öldürüldü. Ermeni ve Ortodoks Hıristiyan, doğma büyüme Samatyalı’ydı. Benden, anneannemden daha çok buralıydı. Uzaklara dalıp ağlayacağı vatan da giderse dönmek isteyeceği ev de burasıydı. Ölülerinin mezarları burada, dili bu topraktan çıkma, sevdaları hayalleri pek çoğumuzdan daha çok buraya aitti. Birileri, kalpleri ve hayalleri cehennem kuyuları kadar karanlık birileri, onu buraya ait değil diye öldürdü. Bu toprağın tam kalbinden çıkmış, burada kök salmış bir hayatın huzur içinde sonlanmasına izin vermeyecek kadar kötü birileri, Madam Marista’nın evinde eceliyle ölmesine razı olamadı.

Hidayet Hanım ve Madam Marista çıktıkları bu uzun yolculukta kalplerine bağlı ağır bir taş gibi, evlerinin hasretini yanlarında taşıyacaklar.

Ruhları şad olsun. Kabirleri nur dolsun. Allah Rahmet eylesin.

home ../../../../Anasayfa.html
 
kabil’den >22_kabilden_bu_yana.html22_kabilden_bu_yana.htmlshapeimage_4_link_0
< öteki../../../oteki....html../../../oteki....htmlshapeimage_5_link_0