Camille, Rodin’le ilk tanıştığında ve onu hem dehası hem de güzelliği ile etkilediğinde henüz on dokuz yaşındadır Rodin ise kırk beş. Camille, heykellerinde bıkmadan usanmadan temasın içine hapsolmuş duyguya ulaşmak ister. Elindeki malzemeyi hareketin kabuğunu, devinimin içindeki o sert çekirdeği bulana kadar yontar. Hayata da aynı mermere, bronza, çamura yaptığını yapar; elleriyle, kalbiyle, merakıyla en içte yanan köze ulaşana kadar bıkmadan usanmadan yontar ve orada Rodin’nin çelik gibi sert, kırılmaz bencilliğine çarpar.


Bu ufak tefek, kızıl sakallı adamın tıpkı Camille gibi sıradışı bir sanat anlayışı, zamanı aşan bir yeteneği ve aynı keskinlikte hırsı vardır. Camille’nin aşka ve hayata karşı sabırsız, heyecanlı ve çocuksu şehveti karşısında Rodin’in iştahı etobur bir yırtıcınınkine benzer. Hayatın içinden hafif, ürkek adımlarla değil bir yırtıcı gibi hızlı, sert, dokunduğu hayatı kemiğine kadar sıyıran vahşi bir rüzgarla geçer. Hemen her zaman etrafı kadınlardan oluşan bir hayran kitlesi, sanatçı dostları, müridi gibi peşinden ayrılmayan öğrencileri ve modelleriyle çevrilidir. Üstelik, Camille’nin aşması gereken bu kalabalıktan sonra tırmanacağı daha dik bir yokuş vardır ki o da Rodin’nin çocuğunun annesi ve hayat arkadaşı olan Rose Beuret’tir. Rose, Rodin’nin bütün çapkınlıklarına, kadınlar konusundaki bitmek bilmez arsızlığına rağmen şefkat gösterdiği ve en sonunda dönüp geldiği tek kadındır.


Camille, Rodin’e gençliğini, dehasını, azmini, vermesine rağmen ondan en çok istediği şeyi; şefkati alamaz. Bir kış günü soğuk atölyede günler boyu Rodin için poz verdikten, “ Cehennemin Kapıları” için yığınla eskiz yaptıktan ve Rodin’le seviştikten sonra çırılçıplak uykuya dalar. Rodin sadece üzerine bir örtü atar, ertesi gün hasta olmasın ve poz vermeğe devam edebilsin diye. Bu Camille’nin bir yırtıcıdan gördüğü şefkate benzer tek şeydir. Camille’nin hayat haritasındaki ilk yırtılma, işte böyle ince bir sıva çatlağı gibi başlayıp hayatını bir etobur pençesi gibi ele geçirir. Rodin’nin onu bir eşya gibi kullanması, başka kadınlarla uluorta ilişkisi, Rose olan düşkünlüğü ve Camille’nin sanatını kendine mal etmesi Camille’yi normal davranış kalıplarının dışına taşırır.

Bütün hayatı boyunca destek ve şefkat gördüğü babasının ölümünden sadece sekiz gün sonra 10 Mart 1913’de kardeşi Paul ve annesi tarafından bir daha ölümüne dek çıkamayacağı akıl hastanesine yatırılır. Ailesi tarafından kendi isteği ile yattı dense de, ilk yatış belgesinde sadece kardeşi Paul’ün ve annesinin imzaları vardır. Sebebi heykellerini kırması ve paranoyak eğilimler göstermesidir. Hayatını çalan Rodin’nin heykellerini de çaldığını ve kendi imzasını attığını iddia eder. Bugünden bakılınca pek de imkansız görülmeyen bu fikir o zaman Rodin’nin tartışılmaz ağırlığı altında titreyen sanat camiası tarafından görmezden gelinir ve Camille bütün yeteneğine ve zekasına rağmen “deli” ilan edilir. Böylesi bütün herkes için daha iyi olmuştur. Rodin’i yeteneği ile tehdit edecek, aşkı ve marazlarıyla rahatsız edecek kadın ayak altından çekilmiştir. Kardeşi Paul içinse bütün hayatı boyunca kıskançlık dolu uygunsuz bir aşkla sevdiği kadın göz önünde dolaşmayacak ve onu katolik vicdanıyla başbaşa bırakmayacaktır. Oysa Camille için yazdığı şiirde ona duyduğu tutku bir öğle ışığı gibi keskin ve parlak durmaktadır. Şöyle yazmıştır ablası için“ Biri gelecek kızıl sakallı bir avcı ve benim Uyuyan Defnemi sonsuza kadar elimden alacak.” Artık Uyuyan Defne’ye deli gömleği giydirilmiş ve kızıl sakallı avcının ulaşamayacağı bir yere hapsedilmiştir. Herkes rahatlamıştır..


Bu bir peri masalı çıkarabilecek hediyelerle dolu hayatın boşluğa doğru kaydığı, merkezden uzaklaştığı yerlere daha iyi bakmak için yıldız haritasını çıkardım ve işte orada tam Camille’nin yedinci evinin üzerinde karanlık bir ağız gibi bekleyen Hades’i gördüm. Hades, diğer bir adıyla Plüton mitolojideki hikayesinde güzeller güzeli Persophene’yi görür ve onu kaçırarak  hiçbir ışığın sızmadığı ölüler diyarına götürür. Persophene, kayaların bile ince kemikler gibi zangır zangır titrediği bu soğuk yerde ölmeden ama tıpkı bir ölü gibi yaşar. Camille’nin akıl hastanesinde geçirdiği otuz yıl gibi. Camille, hayat öyküsü ve trajedisiyle adeta Persephone arketipidir. Onun gibi hapsedilmiş, onun gibi parıltılı bir hayattan karanlığa mahkum edilmiştir. Kapatıldığı deliler evinden kardeşi Paul’e onlarca mektup yazar: “ Bugün 3 Mart Ville- Evrard’an kaçırılışımın yıldönümü, 7 yıl olmuş.. Akıl hastanelerinde ceza çekmek… Tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra, kendilerinin hakettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar…”  Rodin’nin heykellerini çaldığını ima eden bu mektup gibi diğerleri de bir “deli”  tarafından yazılmış mektuplara benzemez. Hemen hepsinde haksızlığa uğramış zorla alıkonmuş bir kadının isyanları vardır.

Camille, akıl hastanesinden Paul’e yazdığı son mektuplardan birinde kapatıldığı yeri şöyle anlatır: 


“ Odaya gelince içinde hiçbir şey yok, ne bir pufla yorgan, ne bir temizlik tası, hiçbir şey, çirkin bir oturak, çoğunlukla çentik içinde çirkin bir demir yatak, insan gece boyunca tir tir titriyor, ben ki demir yataklardan nefret ederim. Camille….”


Astroloji’de 7. Eve gizlenmiş Plüto yani Hades ilişkiler yoluyla yaşanacak büyük ölümcül dönüşümleri anlatır. Tıpkı neşeli ,canlı, yetenekli bir kızdan deli bir kadına sapan yol gibi… 


Camille’nin haritası uçurumlu gece yollarının, keskin, dar virajların olduğu zor bir harita. Bu yüzden her sembolü tek tek çalışmak yerine onu bu trajik sona götüren iki kötücül gölgenin izini takip ettim ve 7. Evindeki Plüton’dan sonra 12. evinde onu bekleyen Satürn’ü gördüm. Gayba ait hikayelerin evi olan 12. Ev’de Satürn’nün yerleşimi çoğu kez akıl hastaneleri, hapishaneler gibi özgürlüğü eriten yerleri anlatır ve orada avını yavaş yavaş sindire sindire çiğnemek için sabırla Camille’i bekler.


Şimdi gidip güzel hayaletim Camille oyalansın diye biraz alçı ve titremesi geçsin diye pufla yorgan bulmam lazım. Eğer bir kemik gibi zangırdamaya devam ederse Ağustos sıcağına rağmen odasında bir ısıtıcı açarım ve kulağına ninni niyetine obur gölgelere dikkat etmesini fısıldarım.


Bir Kadın “ Camille Claudel”, Anne Delbee, Çeviren: Ayşe Kurşunlu Ortaç, Alfa Yayınları.