Neredeyse gençlik resimlerinde bile yaşlı ve kaygılı gözüken Benjamin’i yakın arkadaşı Scholem, hep “ kedere batmış” biri gibiydi diye tarif eder. Bu saptama karşısında Benjamin, modern psikolojinin tüm tanımlamalarını yerine kadim astrolojinin açıklamasına başvurur “ Ben, en yavaş devrimin gerçekleştiği, sapaklarla gecikmelerin gezegeni Satürn yıldızı altında dünyaya geldim melankolikliğim bundandır” diye cevap verir.  Eski haritalar, antika kutular, yelpazeler, şifrelenmiş yazılar, minyatür eşyalar ve kimsenin ilgisini çekmeyen konularda topladığı nadir kitaplar gibi,  XVII. yüzyıl barok oyunları, hikaye anlatıcıları, hırdavatçılar, antikalar, yangın alarmları hakkındaki yazıları da altında doğduğu yıldızın melankolik mizacından izler taşırlar.

Kullanılıp bir kenara atılan bu işe yaramaz döküntülerden, kıyıya itilmiş, çöpe atılmış kültürün tarihini yapar. Kimsenin beğenip istemediği bu eski oyuncaklar, kar küreleri, tiyatro biletleri ve madalyonlar, ancak küçük parçalardan oluşabilen sahici bir tarihin nesneleridir onun için.   


En büyük aşkı 1926 yılında tanıştığı ve “Moskova Günlüğü” adlı kitabını ithaf ettiği bolşevik eğitimci Asja Lacis’tir. Benjamin, bu kitabında, psikolojik sorunları nedeniyle hastaneye yatan Asja’yı görmek için gittiği Moskova’daki günlerini büyük bir içtenlikle anlatır.  Stalin döneminin özel hayatı buldozer gibi ezip geçtiği ve tamamen kendine has, kaba ve baskıcı bir kültürel politika ürettiği dönemlerdir bunlar. Komünist Partisi’ne katılmaz ama Asja aracılığı ile komünistlerle ilişki kurar ve toplantılarına katılır. Asja, birlikte geçirdikleri bu iki ayla ilgili Benjamin’in ona sürekli gördüğü rüyalardan bahsetmesini  büyük bir hayretle anlatır. Ona göre Komünist Parti’ye bu kadar yakın duran, böylesi aydınlanmış bir adamın rüyalardan bahsetmesi ve onları kirletmemek için  “tok karnına” anlatmak gibi tuhaf ritüellere başvurması olacak iş değildir. Ama Benjamin gibi kendi girdabı içinde hiç durmadan dönenler için rüyalar da sokaklar gibi keşfedilmeyi bekleyen labirentlerdir. Asja, “Satürn yıldızı altında doğmuş” ve sırf bu yüzden kederle lanetlenmiş bu adama istediği yakınlığı veremez, ayrılırlar ve Benjamin Almanya’ya döner.  1933 yılında Nasyonel Sosyalistlerin baskılarından bunalarak siyasi sürgün olarak Fransa’ya gider.. Kendi gibi bir yahudi olan ve Naziler tarafından bütün resimleri müzelerden çıkarılan Klee ile yolları tam bu zamanda kesişir. Musevi ikonografisinde özel bir öeneme sahip olan “melek” figürü üzerine bir dizi resim yapan Klee’nin “Angelus Novus” isimli suluboya meleğini görür görmez etkilenen Benjamin bu küçük boyutlu tabloyu alır ve ölene kadar her gittiği yere yanında götürür. Benjamin’e göre kanatlarını ve gözlerini acı çeker gibi açmış bu melek İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesindeki tüm yıkıcılığı gören bir “sis çanıdır”. Tarih Üzerine Tezler’i yazarken sosyolojik bir imge gibi kullandığı  bu melek Benjamin için ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek için çırpınan “Tarih Meleği”dir. 

Tarih Kavramı Üzerine Tezler’i yazdıktan sonra 1939 yılında Alman vatandaşlığından çıkarılır ve Almanların Fransa’yı işgal etmesinin ardından evi Gestapo tarafından basılır. Satürn’ün zorlu ödevleri ve taşlaşmış kötümserliği altında kedere batmış kırk sekiz yıl geçiren Benjamin için artık son yaklaşmıştır. Karekterine uygun bir melankoli ve yavaşlıkla Fransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçar. Amacı buradan gemiyle Portekiz’e geçip oradan Amerika’ya gitmektir.25 Eylül’de kaçışı beraber gerçekleştirecekleri grupla Portbou’ya geldiklerinde bir gün öncesine kadar açık olan sınırın kapatıldığını öğrenir. Satürn yıldızı altında doğan tüm talihsizler gibi hayatı boyunca umutsuzluk ve kötümserlik konulu ödev yapmak zorunda kalan Benjamin bu son sınava girmek istemez ve o gece intihar eder. Ertesi gün sınır kapısı açılmış ve tüm grup Amerika’ya gitmek üzere Portekiz’e giden gemiye binmiştir.

Şefkatli ve meraklı bir hayalet bakıcısı olarak Benjamin’in astrolojiye duyduğu ilgiye hürmet ederek yıldız haritasına da baktım ve hayatının hüzünlü izlerini orada da takip ettim. Peşini hiç bırakmayan Satürn natal haritasında, melankoli ve depresyon getiren 6. Evde ve Başak burcunun soğuk, kuru iklimiyle uyum içinde. Güney ay düğümü de bu boğucu atmosferin eşlikçisi olarak, kötücül ölüm ve iyi şeylerin kaybını temsil edeceği 8. Evdeki Akrep burcuna yerleşmiş. Astrolojide 6, 8, ve 12. Evden kaynaklanan ve içine Mars’la   Satürn’ü alan açılar yaşamsal enerjilerin akıcı ve hızlı biçimde akmasına izin veren açılardır. Tıpkı 25 Eylül 1940 akşamı Portbou’da olduğu gibi. Benjamin ölürken her zaman olduğu gibi Angelus Novus yanındadır ve fırtınaya tutulmuş kanatları ve kederden taşlaşmış ağzı sonuna kadar açıktır. Bir tarihe; Satürn yıldızı altında kedere batmış bir faninin ölüme şahitlik ediyordur. 


* Satürn bir gezegen olmasına rağmen Walter Benjamin tarafından “yıldız” olarak adlandırıldığı için yazı içinde öyle kullanılmıştır.


Satürn Yıldızı Altında, Susan Sontag, Çeviri: Osman Akbay, Agora Kitaplığı.


Son Bakışta Aşk, Yayına Hazırlayan : Nurdan Gürbilek, Metis Yayınları.


Moskova Günlüğü, Walter Benjamin, Çeviri: Cemal Ener, Metis Yayınları.


Göklerin Bilgeliği, R. Hakan Kırkoğlu, Doğan Kitap.