Margaret Atwood, erkek bakışının eğip, bükerek örnek ve çaresiz bir kadın portresi olarak kucağımıza bıraktığı Penelopia’ye yıllar sonra kendi hikayesini anlattırarak, üzerine yapışmış tozları bir daha konmamak üzere havalandırıyor.

Atwood, Hades’te elinde bir torba ile dolanan Penolopia’ya öyle şeyler anlattırır ki, klasik mitolojinin önümüze serdiği hayalin yıldızları birer birer dökülüverir. Ölümünden hemen sonra soluksuz, ağızsız ve dudaksız geçirdiği ilk geceden itibaren konuşmaya başlar Penolopia - “ Buraya gelen herkesin elinde torbası olur, eskiden rüzgarları saklamak için kullanılan torbalardan, ama bunların her biri sözcüklerle dolu; ağzınızdan çıkan, kulağınıza gelen, sizin hakkınızda söylenen sözlerle . Bazı torbalar çok küçüktür, bazıları kocaman, benimki makul ölçülerde, fakat içindeki sözlerin çoğu ünlü kocama ilişkin. Beni aptal durumuna düşürmüş diyenler var.. Ona bağlı kalmış mıydım? Başka türlü davranmak için beni ayartan onca nedene rağmen onu beklemiş, beklemiş ve beklemiştim değil mi ya? Peki sonunda, resmi anlatım inanılır bulunduktan sonra, ben ne elde etmiştim? Ders çıkarılan bir efsane… Başka kadınları dövmek için kullanılan bir sopa. Neden onlar da benim gibi güvenilir, özverili, düşünceli davranan biri olamıyorlardı? Beni örnek almayın diye haykırmak isterim kulağınızın dibinde evet sizin kulaklarınızın!…

Penelopia’yı yirmi yıl kocasını beklemiş ve gerçekten sevmiş bir kadın olarak böyle kırgın ve isyankar konuşturan Atwood, Odyseus tarafından niye öldürüldüklerine anlam veremediğimiz on iki hizmetçi kızdan da küçük bir koro yaratır. Vefasız olmakla suçlanan bu on iki küçük kız Penelopia’nın soluklanmak için mola aldığı aralarda incecik sesleri ile kendi hüzünlü hikayelerini anlatırlar. Onlar ne Penelopia gibi kral kızı ne Helen gibi güzellik timsalidirler. On ikisi birden öldürülse dahi onları merak edip özleyecek bir kişi bile çıkmayacak sanırlar. Oysa Atwood sayıları on iki olarak belirtilen bu küçük hizmetçilerin ay tanrıçası Artemis’in arkadaşları olabileceklerini belirterek hem bize hem de küçük hizmetçilerin Hades’te dolanan ruhlarına güzel bir sürpriz yapar. “Ne demiştiniz bayım ? Evet siz arkadaki ? Evet doğru, kamer aylarının sayısı on üçtür gerçekten, öyleyse bizim sayımız da on üç olmalıydı. Demek diyorsunuz ki -kendinizle ilgili bu kuram doğru değil çünkü sayınız on iki! Peki bayım ama daha bitmedi bekleyin! Aslında on üçtük biz! On üçüncümüz Yüce Rahibeydi, Artemis’in yeniden doğması..  Ondan başkası değildi….evet ! Kraliçe Penelopia işte!” 

Margaret Atwood  mitlerin çıktığı yolculuğu çok bildik ama hiç tanınmadık bir karakter olan Penelopia üzerinden anlatırken arketiplerin nüfuz alanına kural dışı bir dokunuş yapıyor. Penelopia’yı Margaret Atwood’un bakış açısından okumak ve kadınlık halleri ile ilgili taze bir soluk almak isterseniz sizi güzel bir yolculuğun beklediğine dair garanti verebilirim.

Margaret Atwood, Penelopia, Çeviren; Dilek Şendil, Merkez Kitaplar

home ../../../../Anasayfa.html