“ Bu Avrupa’nın sonu.”


“ Avrupa’nın birçok kez sonu gelmiştir.”


“ Bizi köpekler gibi öldürecekler.”


“ Biliyorum”


“ Korkmuyor musun?”


  Sustum.


Bazan tıpkı “bizi köpekler gibi öldürecekler” diyen Paulina gibi çok korkuyorum ve bazan da Paulina’ya güzel bir gelecek vaat eden Adolfina kadar cesur oluyorum. Mesela, Berkin 16 kilo kalmış bedeniyle hastane yatağında yatarken korkuyordum ama sonra onu binlerce kişi uğurlarken, hiç olmadığım kadar cesurdum. Hayat korkularımızla cesaretimiz arasında yolunu kendi bulan bir su gibi akarken ümitsizlikten kaçmak için sığınaklar kuruyoruz kendimize. Hızla yere çakılmadan hemen önce sığındığımız hayal durakları meşrebimize, ümitlerimize ve cesaretimize göre değişiyor. Bazılarımız; çelik gibi iradesi, sağlam sinirleri ve mangal gibi yüreği olanlar bu çorak toprağı yeşertmek için var güçleriyle uğraşırken bazıları da benim gibi delirmemek için saklanacak yer arıyor.  Benim sığınaklarım genellikle kitaplar oluyor.  Gözlerimi kapatıp, kahramanlarımın ellerine sımsıkı yapışıyor ve bana anlatacakları hikayeyi uzun bir yoldan dönecek sevgiliyi bekler gibi bekliyorum. Anlattıkları hikayenin, hüzünlü, korkunç, neşeli ya da umutsuz olması farketmiyor artık. Samimiyetle yazılmış herşeyi sırf buradan daha hızlı kaçmak için yanımda taşıyorum.

İkinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle Avrupa’yı zehirlerken, Hitler Viyana’ya girmek üzeredir. Sigmund Freud ve yanında götürmek istediği yakınları, dostlarının yardımıyla Londra’ya gideceklerdir. Geniş ve nüfuzlu bir çevresi olan  Freud’a dostları Viyana’dan götürmeyi istediği yakınlarının listesini yapmasını isterler. Listenin başında eşi ve çocukları vardır. Sonra sırasıyla eşinin ailesi, doktoru ve doktorunun ailesi, hizmetçileri ve küçük köpeği gelir. Tek tek isimlerin yazılı olduğu bu kaçış listesinde ne yazık ki kız kardeşleri yoktur.

Freud niye onları listeye dahil etmemiştir bilemiyoruz. Belki dostlarına nazik gözükmek için kabarık bir liste vermek istemedi, ya da kız kardeşlerinin Londra’ya yapılacak kaçış planı için fazla yaşlı olduklarını düşündü, veyahut Adolfina’ya söylediği gibi yüksek ülkülerle donanmış Alman idealinin Hitler gibi bir zalimi er ya da geç engelleyebileceğine ve kardeşlerine bir zarar gelmeyeceğine yürekten inandı.

Goce Smilevski’nin yazdığı “Freud’un Kızkardeşleri” romanını okumadan önce Freud’un hayatıyla ilgili bu önemli ayrıntıdan hiç haberim yoktu. Kitap trajik hikayelerle yüklü bir dönemi çarpıcı kahramanlarla anlattığı için ilgimi çekti ve okurken de beni pişman etmedi. Kitap en başında sorduğu “niye kardeşlerini listeye eklemedi” sorusuna en sonunda da cevap vermiyor. Soru Adolfina’nın kitap boyunca akan anılarının arasında başı çoktan kaybolmuş hüzünlü bir hayalet gibi dolanıyor. Eğer kitabı bu soruya cevap bulmak için okuyacaksanız baştan söylemeliyim ki cevabı kitapta yok ancak Adolfina’nın anılarına zehirli bir gaz gibi sızan “ Annesinin altın Sig’i” nin kitap boyunca çizilen portresine baktığımızda, cevabın bütün hayatı boyunca kendine hayran olacak şekilde yetiştirilmiş bir erkeğin savruk umursamazlığı olduğunu söyleyebilirim. Adolfina’ya bavullarını toplarken söylediği şeye samimiyetle inanıyordu bence. Hitler, Viyanaya girmeden engellenecek ya da girse bile yapabileceği kötülükler kız kardeşlerinin kapısından içeri giremeyecekti. Kendileri de zaten sırf dostlarının abartılmış kaygıları yüzünden gidiyorlardı ve kısa süre sonra döneceklerdi.

Kitapta, Gustave Klimt’in kız kardeşi Klara ve Sara gibi hayat öykülerini Smilevski’nin içtenlik ve sevecenlikle çizilmiş tasvirlerinden öğrendiğimiz karakterlerde var. Özellikle Adolfina ve Klara’nın bir akıl hastanesinin anlamsız haykırışlar, kahkahalar ve küf kokusuyla dolu odalarına evlerinin gizli vahşetinden kaçarak sığındıkarı bölümler ve aile dediğimiz şeyin bölen, parçalayan, kemiren yüzünün anlattıldığı bölümler çok etkileyici. Mendilinin içinde sakladığı çöplerden kendine bir aile kurmuş Erika ile bir tımarhanede muhteşem bir aşkın kahramanları olmayı başaran “iyi kalp” ve Maks’ın hikayesi ise kitabın karanlıkta bile parlayan yüzük taşları.

Goce Smilevski 1975 Üsküp doğumlu Makedon bir yazar. Spinoza ile Sohbet isimli kitabıyla Makedonya’da 2003 yılında “ yılın romanı” ödülünü Freud’un Kızkardeş’i isimli kitabı ile de “Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü”nü almış. Kitabın kapağında yer alan La Republica Gazetesi’nin yaptığı “Jose  Saramago” benzetmesine çok katılmasam da kitabı ve Smilevski’nin akıcı dilini sevdim.

Ayrıca anlattığı dönem ve insan öykülerinin içinde umut barındıran trajadisi de kitabı bir solukta okuttu ve beni yaşadığımız tımarhaneden çıkarıp Adolfina ve Klara’nın sessizliği saydıkları odaya taşıdı. Onları akşamüstü örgüleri, kitap okuma, yemek ve gezinti saatlerinde hiç rahatsız etmeden karşılarındaki koltukta oturdum ve aklın dipsiz uçurumuna ellerinden sımsıkı tutarak baktım.

Adolfina ve Klara’nın hayalet bakıcılığını yaptığım günlerde Adolfina’ya onu bekleyen sondan hiç bahsetmedim. Bıraktım huzurla sessizliği saysın.

Goce Smilevski, Freud’un Kız Kardeşi, Çeviren; Levent Ademov, Nemesis Kitap.    

home ../../../../Anasayfa.html