Tefo, Saliş’e mektupta ne yazmış? Hilmiyanım teyze Tefo geçerken camı açıp nasıl beddua okumuş? Füsun zillisini gene Tefoların çorbacısının orada mı görmüşler? Tefo kime “kaçırıcam ben artık bu Salihayı” ? demiş falan.. Sohbet daha doğrusu Saliş’in iştahlı monoloğu genellikle akşamüstüne kadar sürer, gün batımına doğru çeyiz açılışı başlardı. Babamın bizi almasına yakın, zaman daraldıkça Saliş, üst üste açtığı çeyizlerini hızlı hızlı anlatmaya başlardı – bak boncuğum bu tuvaalet takımını sana göstermediydim di mi? -bu havluların kenarlarını hep yeni oyaladım nasıl çok güzel olmuşlar di mi?- bak boncuğum, bu da yeni işlediğim salon takımım, -bunu Allahhh nasip etsin işşallah oturma odamdaki sedirin üstüne ördüm. -Bak boncuğum bunlar da sürahi örtülerim, nasıllar ama?. Bu mefruşat yığını oturduğum sedirin dört bir tarafına yığıldıkça, örtülerin, dantellerin , havluların arasından sızan sabun ve lavanta kokuları arasında Tefoyla, Saliş’in düğünlerini düşünür, kalbim sevinçten yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başlardı. Saliş, gelinliğinin aynısının kısasını bana dikecekti, çünkü bi tek gelinin uzun kuyruğu olurdu, ama eğer istersem elime onun gibi çiçek demeti alabilirdim. Ayrıca düğünde kuru pasta ve limonata değil, alkollü meyve kokteyli ,4 katlı kremalı pasta ve caz olacaktı. Bu kenarda kalmış, bi tek Saliş ve benim inandığımız aşk ve düğün hayalleri babamın aşağıdan kornaya basmasıyla biter, Saliş’in yanağıma kondurduğu ıslak öpücükle benim için gün biterdi. Genellikle arabanın arka koltuğunda Tefo ve Saliş’in aşk hikayesinden payıma düşen hayallerle uykuya dalardım.

Saliş aslında teyzemlerin ilkokul arkadaşıydı. Orta ikiye kadar okuyabilmiş sonra okulu bırakmış ve yana doğru bel vermiş eski ahşap evlerinin küçük odasında aşk ihtisasına başlamıştı. Teyzemlerin hafif alayla başlayıp, acıyarak bitirdikleri Saliş hikayesi ile benimki birbirlerinden o kadar farklıydı ki, bazan teyzemlerin Saliş’i o güzelim çeyizleri için kıskandıklarını bile düşünürdüm. Tefo da, babaannemin anlattığına göre sarhoşlara ayıklık çorbası satan, işe yaramaz bir adamın, sahtekar, edepsiz, kumarbaz oğluydu, otuz yaşını geçmiş hala bir baltaya sap olamamıştı. Öyle “ispalyon paça giyinip saç uzatmağla ” adam olunmazdı ve 12 sene nişanlılığı kim, nerede görmüştü?


Ben Saliş ve Tefo’nun aşkına yürekten inanıyordum. Bu kış çıkınca Tefo’nun babasını ikna edip çorbacıyı satacaklar, Tefo’nun da eline para geçecekti. Geçen kış sonu, ondan evvelki, daha evvelki kış sonu sattıramamıştı ama evvelAllah bu kış sonu öyle bir düğün yapacaktı ki Saliş’e, Hayat Mecmuası bile yazacaktı.

Bahara doğru bir akşam Saliş, kapıya taksi çektirmiş ve bütün çeyizini yükleyip Tefo’ların dört oğlan iki gelin, ana baba yaşadıkları kalabalık evine kendi kendine gelin gitmiş. Saliş ve çeyizleri gittikten sonra boşalmış odasında boynu bükük kalmış cep fotoromanlarının resimlerine bakarken babaannemle, Hilmiyanım teyzenin fısıldamalarından anladığım; aslında içten içe bu kaçışa sevindikleriydi. “Nikah daha olmamıştı ama olsun, o da olurdu elbet ve yalnızlık bi tek Allah’a mahsustu”. Sonra Saliş altı ay sonra dayaktan ağzı burnu şişmiş, kaşı, gözü yarılmış perişan halde sabaha karşı gene taksinin arkası kaynanasının evinden yüklendiği çeyizleriyle dolu, eve gelmiş. Hilmiyanım teyzenin demesine göre de hiç bir şeycik söylemeden odasına kapanmış. Ertesi gün öğlene doğru Hilmiyanım teyze bakkala kapıyı kırdırdığında öylece yatağının içinde büzülmüş uyur gibi bulmuşlar. Cenazesi benim oyun oynadığım büyük parkın karşısındaki camiden kalktı, teyzelerim, annem, babam ve babaannem hepsi, beni alt kattaki komşuya bırakıp cenazeye gittiler. Hilmiyanım teyze cenazenin akşamına çeyizleri sobada yakmaya kalkmış. Ben ancak o gece babaannemin koynunda uykuya dalmadan önce sorabildim – niye ölmüş Saliş?  Babanem sanki bir sır verir gibi fısıldayarak kulağıma “optaldon içmiş biçare “  dedi.       

Geçtiğimiz hafta işten eve dönerken karşımda oturmuş kulaklığıyla müzik dinleyip denizi seyreden kızı o kadar çok Saliş’e benzettim ki, çoook uzun yıllar sonra Saliş’i neredeyse ilk defa düşündüm. Onu ve anılarımızı, özenle işlediği fırfırlı, işlemeli çeyiz bohçaları gibi bir bohçaya sarıp zihnimin yüklüğüne kaldırmış ve unutmak istemişim. Saliş’e benzettiğim hüzünlü kızın kulaklığını çıkarıp yanağına aynı onun bana yaptığı gibi ıslak ama içten bir öpücük kondururup “ boş ver inan değmez, sen yalnız da çok güzelsin” demek istedim. Vapurdan iner inmez Saliş’in anısına “İntiharın  Tarihi”’ni aldım. Saliş’e bir daha bu kadar hoyrat  bu kadar vefasız davranmak istemiyorum.  



İntiharın Tarihi, Georges Minols, Dost Kitabevi.

home ../../../../Anasayfa.html
 
../../../hayalet_bakcs.html