Atıldığı orman, vahşi bir rahim gibi içinde büyütmüş, bütün gizlerini öğretmiştir ona. O, ormanın, kuzularının koynunda uyuyan çobanların, kendisi gibi toynaklı satirlerin tanrısı Pan’dır. Ormanın yeşili, tüyler ürperten ilkel sesleri onun sert kıllarla kaplı postunun altında bir nabız gibi atar. Gökyüzü ; o şımarık, şehvet düşkünü Zeus’un, kibirli ve kindar Hera’nın oyun alanıdır. Pan daha sahici, iğne ucu gibi sivri, cam gibi keskin, inleme gibi içten duyguların adamıdır.

Ay’ın koca bir portakal gibi gökyüzünde asılı durduğu gecelerde ya da ormanın bir cehennem ağzı gibi içten içe yanıp kavrulduğu sıcaklarda, nympe’lerin beyaz göğsüne sivri kulaklı başını yaslayarak bütün istenmeyenlerin, terk edilenlerin şarkılarını uluyarak söyler, kenarda kalanların tanrısı olduğunu hatırlatır. O yüzden binlerce yıl sonra bile tüm o kusursuz sandığımız hayatlarımıza bir bataklık kokusu, uğursuz bir karanlık gibi giren Panik atak’a adını vererek tüm terk edilenlerin öcünü alır.

Öldüğünde “Ulu Pan öldü” diye haber veren gemiciler ormandan gelen korkunç bir feryat işitmişler.

Kocaman tekinsiz bir kütle gibi kendi içine doğru kapanan orman bütün hayvanlarıyla beraber uluyarak yas tutmuş.

İki büyük yazar, bu sıradışı tanrıyı kitaplarına kahraman olarak seçerek hem bize ormanın kokusunu getirir hem de Pan’ın unutulmaya yüz tutmuş hikayesini anlatırlar.

Biri dünya edebiyat tarihinin tartışmasız en büyük yazarlarından biri olan Knut Hamsun’un “Pan “ isimli güzelim kitabı, diğeri ise Tom Robbins’in “Parfümün Dansı” adlı romanıdır.

Pan’ı sevdiyseniz, onun kahraman olduğu romanları da sevebilirsiniz.

Aynı Ay’ın altında bütün terk edilenler ve unutulanlar için ilkel bir inilti gibi haykıralım ”Ulu Pan öldüü”

Orman cinleri, satirler, toynaklılar, yabaniler ve terk edilenler artık sahipsiz.

home ../../../../Anasayfa.html