Peki bizi  “sevgili” yapan nedir? Yani dünyadaki milyonlarca insanın içinden diyorum, sadece bir tek kişinin parçası, biriciği, vazgeçilmezi yapan nedir? Parçalanamaz ve un ufak edilemez anlar toplamı... Birbirlerine ezelin ve ebedin harcıyla yapışmış anlar, hayaller ve rüyalar.... Böyle sevgili oluruz. Sona erdiğinde bile geçmişimiz; hülyalarımızla parlatılmış bir elmas gibi göğümüzün üzerinde asılı durur. Sadece o zaman üçüncü biri, yabancı bir adam ya da kadın, bir hırsızdan çok sevgilinin bir parçası olur.  Tıpkı Gemma ve Diego’nun aşkında olduğu gibi.

Kitabı okurken gençliğimizi, kendi aşk hikayemizi, Yeti’yle kurduğumuz hayalleri ve uzun bir geçmişin ardından bugüne bakan çocuksu yüzlerimizi gördüm. Yok! katiyyen ben Gemma gibi olamam. Benim sevgim çok daha bencil ve marazlı olmaya aday bir sevgi. Aksi ve uyuz bir köpek gibi sevgilimin bütün eşyalarını koklayıp, kokumu bırakarak iz sürmeye ve sonunda da kendi tarihimin big-bang’ini gerçekleştirmeye meyyal bir sevgi. Gemma gibi cesur ve sakin kadınlara hayran olabilirim, gıpta edebilirim, hatta onları sayfalar boyu büyülenmişçesine seyredebilirim ama hepsi o kadar  ...

Evet, aşkın sonsuz sayıda fotoğrafı ve gölgesi olduğu gibi anneliğin de insanı hayrete düşürecek kadar çok ve çeşitli halleri vardır. Sadece bir kadınla bir çocuk arasında değil, bir kadınla bir köpek arasında, bir kadınla bir adam arasında velhasıl hayatımızın tam ortasında bir köşe kapabilen her şeyle bir annelik ve aşk bağı kurabiliriz.

“Sen Dünyaya Gelmeden” böyle bir annelik ve aşk halinden bahsediyor. Gemma ile Diego’nun, yanmaya kalbinden başlayan bir dünyada yakalandıkları aşkı ve Gemma’nın doğuramadığı çocuğa anne olmasının hikayesini, biraz savruk ve savruk olduğu için de güzel olan bir dille anlatıyor.

Gemma oğlunu rahminde büyütmüyor ama kalbinde öyle güzel büyütüyor ki çocuk tam da olması gerektiği gibi Diego’nun hem huylarını hem fiziksel özelliklerini taşıyor. Nasıl olur derseniz pekala olur derim. Hayattaki her şeyle görünmez iplerle bağlı olduğumuza inananlardanım.

“ Kader kalp gibidir, ilk andan beri içinizde bulunur, bu yüzden de yol değiştirmek anlamsızdır.”

Kitap, Margaret Mazzantini’nin dilimize çevrilen ikinci kitabı. Saraybosna yerle bir olurken geçen romanda Gemma ve Diego’nun iç burkan hikayesini, bir bebeğin annesi olabilmek için savaşın tam ortasında yabancı bir kadının kollarına bıraktığı kocasını ve sonunda kavuşulan bebeğin hikayesini anlatıyor.

Sarsıcı, sorgulayıcı içinize ateş düşüren kitaplardan biri “Sen Dünyaya Gelmeden”.

Kitabı okurken tuhaf bir biçimde aklıma hep geçen senelerde beyaz bir kotrayı annesi zannederek, ondan meme emmeğe çalışan ve kotranın yanından bir türlü uzaklaştırılamayıp, annesi bellediği demir yığınının yanında açlıktan ölen bebek balina geldi. Şimdiye kadar duyduğum en acıklı hikayelerden biriydi.

Bu kitap ve bu iki hikaye bana şunu bir kere daha hatırlattı ki, her kadın anne olmak istemeyebilir ama insan ya da hayvan her bebek bir annesi olsun ister. Gemma işte onlardan birinin annesi olmayı seçebilen özel kadınlardan. Eğer okursanız Gemma’yı ve Diego’yu seveceğinize eminim,


Kitap  İtalya’ da 2009 Campiello ödülünü almış ve Türkçeye Meryem Mine Çilingiroğlu tarafından çevrilip, Doğan Kitap ‘dan yayınlanmış.

home ../../../../Anasayfa.html
 
Kaybolan yavru balina, yatı annesi sanıyorhttp://arsiv.ntvmsnbc.com/news/456642.asp