Geçtiğimiz haftalarda çoğu gazetede, Brezilya’da yapılan güzellik yarışmasında “ Miss Bumbum”  (güzel popo) ödülü alan Andressa Urach’ın (27) septik şok nedeniyle ölüm kalım savaşı verdiğine dair haberler vardı. Andressa’nın kalçalarını daha dolgun göstersin diye normalin 200 kat fazlasını enjekte ettirdiği silikonlar enfeksiyona neden olup kanını zehirlemeye başlamış. Bir ay yoğun bakımda ölüm kalım savaşı veren Miss Bumbum’un bacaklarının kesilme tehlikesi ortadan kalkmış ama zehir hala tam olarak vücudundan atılamamış. Andressa’nın, güzellik uğruna çektiği çileleri okuyup, iltihaplanıp, çürümeye yüz tutmuş bacaklarına bakarken aklıma hep üvey annenin kızgın demirden yapılmış ayakkabılarla ölene dek dans edişi geldi. Anlaşılan o ki sevilmek için güzel olmanın gerekmediğini henüz öğrenememiştik.


Tevrat, kadınlardaki güzellik saplantısının kaynağını melek Azazel’in marifetlerinden biri olarak gösterir. Pandora, Lilith ve Havva’ nın dünyaya saldığı günahlardan başka Azazel’in, kadınlara  gözlerine sürme çekmeyi, yüzlerine düzgün sürmeyi öğretmesiyle birlikte cehennemin kapıları kadınların aynalarıyla açılmaya başlamış ama bu alevden diller bile kadınları güzellik tutkusundan vaz geçirememiştir.


Zaman içinde güzellik algısı değişse bile beyaz bir ten çoğu toplumda güzel olmanın ilk şartı şayılmış.  M. Ö. 3-1. yüzyılda bir Yunan kadınının makyaja başlarken yüzüne sürdüğü ilk şey cildini adeta bir hayalet gibi bembeyaz gösterecek olan üstübeçmiş. Bazik bir kurşun karbonat olan üstübeçi alçı ve tebeşirle kaplayarak yüzüne süren Yunanlı kadın, gözlerini safran ve külle boyadıktan sonra kirpiklerini amonyaklı eriyik ile parlatırmış. Roma’ da da üstübeçle beyazlatılan bembeyaz cilt, güzelliğin ilk koşulu sayılmış ama yanakların bir tür kurşun eriyiği olan sülüğenle pembeleştirilmesi şartıyla. Zehirlerle bu denli içli dışlı olmayı öğrenen kadınların güzellik için cetin ızdıraplara katlanması geniş, çıkık ve pürüzsüz bir alnın güzelliğin ön koşulu sayıldığı ortaçağda başlamış. Saçlarının ön bölümünü sarı zırnık ve sönmemiş kireç karışımından yaptıkları bir madde ile tamamen yolan kadınlar bu sayede geniş bir pencereye benzeyen alınlarında tekrar saç çıkmasını engellemek için yarasa kanıyla saçsız deriyi ovarlarmış.  Ciltlerini daha beyaz göstermek için ortaçağda üstübeçin yerini alan karışım ise erkek çocuğu emziren kadının sütünde pişirilmiş kırlangıç macunuymuş.

Neredeyse dinsel bir arınmaya dönüşen güzel olma ve hep güzel kalma arzusu

Rönesans’ la beraber mimari bir estetiğe dönüşerek bölünüp çarpıldıktan sonra ek yerlerinden birleştirilmeye ve adeta yeniden üretilmeye başlamış. Tamamen matematiksel bir hal alan bu güzellik algısında ten, yumuşaklığından, ipeksikiğinden kurtulup devasa mermer heykellere dönüşmüş. Altın oranın yarattığı bu kusursuz güzellik tuzağı bugün de yaşlanmamıza izin vermeyerek her küçük kırışıkta bizi umutsuzluk denizinde bir başına bırakıveriyor.


Güzellik tutkumuzun başlagıncından bugüne dek süren tuhaf macerası hakkında daha fazla okumak isterseniz size harika bir kitap önerebilirim. Bu kitabın, hem Andressa’nın çürüyen bacaklarını hem göz kenarlarınızdan başlayarak bütün yüzünüzü kat edecek kırışıklıklarınızı daha çok sevmenize sebep olacağından eminim.

Bir Güzellik Öyküsü, Dominİque Paquet, Çeviri; Orçun Türkay, YKY.

home ../../../../Anasayfa.html