Hajo Banzhaf kartların gerçek yaşı ve hikayeleri ile ilgili sorularda benim en çok yararlandığım ve okurken çok zevk aldığım “Tarot ve Kahramanın Yolculuğu” adlı kitabında “ eğer tarot bize kolektif bilinçdışının derinliklerinden köklenen arketipsel bir bilgelik olarak miras kaldıysa kartların 400 ya da 4000 yıllık bir bilgeliği resmetmekte olmasının hiçbir önemi yoktur ” der. Onun ifadesiyle Büyük Arkana’nın bize ulaştırdığı imgeler her durumda kağıttan ve baskı sanatından eskidir.


Devam edecek...

Tarotun tarihçesi ile başlayalım o zaman ;

Tarot’un 16yy’dan beri kullanılan bir kehanet yöntemi olduğu ile ilgili bilgiler daha nettir. Daha çok çıkış yeri ile ilgili spekülasyonlar vardır. Çıkış yerinin Mısır olduğu ile ilgili varsayımlar daha çok rağbet görür. Bu varsayıma göre “Yol” anlamına gelen ”Tar” kelimesi ile “soylu” anlamına gelen “Ro” kelimesinin birleşiminden oluştuğu ve “soylu bilgelik yolu” anlamına gelen bir kehanet yöntemi olarak Mısırdaki Serapeum tapınağının yıkılışı sırasında tapınaktan ayrılmak zorunda kalan Serapis rahipleri kanalıyla dünyaya yayıldığı kabul edilir.

Çin’de M.S 618 yılında egemen olan Tang Hanedanı zamanındaki kağıt paralar örnek alınarak çizildiği ve ilk olarak Çin’de ortaya çıkan bu kartların 14.yy’dan itibaren Çingeneler tarafından dünyaya yayıldığı söylencesi Tarot’un  gizemli tarihi ile ilgili bir diğer iddiadır.

Bir başka hikayeye göre Yahudilerin Mısır’dan kovuluşu ile birlikte İsrailoğulları tarafından Filistin’e getirilmiş ve kartlar Kabala’nın 22 harfindeki sembolik anlamlarla ilişkilendirilmiştir. Başka bir görüş destenin isminin  İtalya’da  Parma şehrinin yakınlarındaki Taro Nehri‘nden alındığını ve kaynağın İtalya olduğunu söyler. Kartların üzerindeki ikonografinin, isminin, kökenlerinin Masonik mi?, Mısır mitolojisi’nden mi ? İtalya ya da Çin çıkışlı mı? Yoksa  Jung’un dediği gibi arketipsel sembolizm anlayışımızla mı ilişkili olduğunu kesin olarak bilememekle beraber;  Benim gibi Jung’un teorisini daha yakın bulanlar, doğamızda var olan çok eski bir geçmişten getirdiğimiz gizli sezgilerimizin izdüşümleri olduğunu kabul ederler. Bu dünyada yaptığımız uzun yolculukta sezgisel olarak biriktirdiklerimiz kadim bütünün köşe taşları olarak kartların sembol ve anlamlarını belirlerler. Her kart tek başına numarası, resmi, renkleri ve ismiyle var oluş maceramızın gizemli ruhunu taşır.

Bu yaz kütüphanemi düzenlerken Calvino ustanın o güzel kitabı “Kesişen Yazgılar Şatosu“ ile karşılaşınca Tarot ve Fulya yeniden aklıma düştü. Bu sefer onca seneden sonra hem tekrar Fulya’yı aradım , hem de Tarot kartlarındaki simgelerinin peşine düştüm.

Fulya bıraktığım gibiydi bir evlilik daha yapmış ama hayata karşı öfkesi geçmemişti. Ona göre, o canım güzellik ve yetenek, iki beceriksiz adamla heba olup gitmişti. “İnsanda şans olacaktı”

Tarot kartlarına ve Kesişen yazgılar şatosuna gelince; Calvino, bu her sayfası tarot kartlarının resimleriyle bezeli öyküleri yazarken kartları öyküleri birbirine bağlayan simgesel ayraçlar şeklinde dizmiş ve Bonafico Bembo’nun Milano dükleri için minyatürlerle işlediği tarotların tıpkı basımlarını “Kesişen Yazgılar Şatosu”nda, eski Marsilya tarot kartlarını ise “Kesişen Yazgılar Meyhanesi”ndeki öyküleri kurarken kullanmış. Ancak sadece Ricci yayınevi tarafından 1969 yılında Parma’da yayınlanan basımında kullanılmış bu özgün renk ve boyutlar. Elimdeki YKY’dan çıkan baskıda ise tarot kartları renksiz ve sayfa kenarlarına yerleştirilebilecek şekilde küçük basılmış.

Kitabın sunuş kısmında Calvino, iskambil falı ile tarot kartlarının simgesel yorumlarına ilişkin uçsuz bucaksız bir kaynakçanın varlığından ve bu simgesel dilin anlatıldığı zihin açıcı akademik sunumlardan bahsetse de Türkçede böyle bir kaynakçaya ben ulaşamadım.

Bir kaç çeviri kitabın ve sitenin dışında iskambil ve tarot kartlarının tarihini ve yüklendikleri anlamları ele alan yeteri kadar kaynak bulamadım. Ancak geçenlerde Bilim ve Gelecek Dergisinin 108. sayısında yine İtalya’da Milano Brera Akademisi’ndeki dünyanın bilinen en eski ve eksiksiz “ Sola Busca “ tarotları sergisinden bahseden bir yazı okuyunca, Ortaçağ desenlerinin ve ikonografisinin yer aldığı bu çok özel deste ve tarotla ile ilgili küçük bir yolculuk yapmaya karar verdim.

Hareket noktası tarot’un tarihi ve kartların anlamları olacak. Bu yolculuğun rotasını elimdeki az sayıdaki tarotla ilgili kaynak kadar ikonografilerinin bana çağrıştırdıkları da belirleyecek. Her hangi bir plan yapmadan ve tam da nereden başlayacağımı ne kadar sürdüreceğimi kestiremeden başladığım bu yolculukta eğer isterseniz bana eşlik edebilirsiniz. Belki kartlarla küçük hikayeler kurup mütevazı bir selam göndeririz Calvino’nun ruhuna.

Tarot kartları toplamda 78 adetlik iki ayrı desteden oluşur. 22 kartlık Büyük Arkana ve 56 kartlık Küçük Arkana. Büyük Arkana hayat gibi tekrar içermeyen motiflere ve numaralandırmaya sahipken, Küçük Arkana dört seriye ayrılır; Değnekler, Kılıçlar, Kupalar ve Paralar. Küçük Arkananın günümüzde kullanılan oyun kağıtlarının atası olduğu ve sinek, maça, kupa ve karo serilerinin buradan türediği düşünülür. Tarot destesinde ilave olarak bir de saray kartları vardır ki bunlar Kral, Kraliçe, Şövalye ve Prens’tir. Küçük Arkana kehanetle, felsefeyle, arketipsel simgelerle  ilişkilendirilmez. Edward White “sadece Büyük Arkana felsefenin Tanrısal alanına aittir” der.

home ../../../../Anasayfa.html
 

Kadim olanı, sembolleri ve insanın macerasını merak eden ben ve benim gibilerin sadece resimlerine, renklerine ve dokularına bakarak bile uzun bir yolculuğa çıkabileceklerini düşünürsek Tarot Destelerinin resimleniş ve renklendirilişleri çok önemlidir. 1910 yılında Waite tarafından tasarlanan ve Pamela Colman Smith tarafından resmedilen ve Londra’da Rider-Co . firması tarafından basılan Rider-Waite destesi  günümüzde kullanılmakta olan destelerin içinde hala en popüler olanıdır.

Ben de Tarot destelerimi seçerken en çok kabul gören destenin Waite destesi olduğunu düşünerek bu desteyi ve Liz Dean’ın renklerine ve resimlerine vurulduğum The Golden Tarot isimli destesini aldım. 22 Büyük Arkana kartından her gün bir tanesini seçerek taşıdığı sembolü ve evrensel yolculuğumuzun hangi duraklarına karşılık geldiğini, Calvino’nun kahramanlarına yaptırdığı gibi öncesindeki ve sonrasındaki kartlarla beraber oluşturdukları hikayeleri anlamaya çalışacağım.

Bu yolculukta yanımda taşıyacağım kitaplardan bazıları, Tüm Çağların Gizli Öğretileri, Manly P. Hall, Mitra Yayınları/ Semboller ve Yorumları, Necmettin Ersoy,Dönence Yayınları/ Kahramanın Yolculuğu, Hanjo Banzhaf/ Antik Mısır Edebiyatı, Wallis Budge, İlya Yayınları/ Çin İmgeleri Sözlüğü, Wolfram Eberhard, Kabalcı Yayınları

Kartların ikonografisini, Banzhaf’ın dediği gibi bir sembolün  kelimelerin  ifade edebileceğinden çok daha yüklü ve evrensel bütünün icat edilmemiş parçası olduğunu bilerek başlıyorum yolculuğa. 22 kartın içinden ritüele uygun olarak kalbimin attığı tarafı, sol elimi kullanarak bir kart seçeceğim, bakalım ilk kartımız hangisi?

Ve işte ilk kartımız IX numaralı Ermiş Kartı;

IX sayısı basit sayıların sonuncusu olup, üçün karesidir. Mitolojide gök, yer ve yeraltını simgeler. Basit sayıların sonuncusu olduğu içinde sonun ve başlangıcın bilgisini taşır. Fetüsün anne rahminde geçirdiği ve tamamlanmış olarak doğması için gereken süreyi de ifade ettiğinden “ tamam olmanın” sayısıdır.

Rıder Waite destesinde ermiş gözlerine kadar çektiği kukuletası,  sağ elini kaldırarak daha uzak köşeleri de aydınlatmak için tuttuğu feneri, sol elindeki uzun tahta asası karlı kaplı bir sonsuzluk içinde gözükür. Sağ elinde tuttuğu fenerin içinde yanan bir mum görürüz, mum göğsüne kadar inmiş beyaz sakallarını, uzun, gece rengi harmanisini ve sağ tarafında kalan mavimsi karla kaplı düzlüğü aydınlatır. Resim zaman olarak, buzlu mavi renklerinden, şafak sökmeden hemen öncesini hatırlatır. Eğer resmin kendisine odaklanırsanız, ayazın  keskinliğini ve havanın henüz hiçbir nefes karışmamış tazeliğini duyabilirsiniz.

Ermiş’in sağ elinde tuttuğu içinde mum olan fenerle başlarsak, mum eski zamanlarda İspermeçet denilen Kaşalot balığının yağından üretiliyordu. İspermeçet’in sperma’dan gelen anlamı onu hayatın tohumu olduğuna dair izleğe götürür. Işık ise Tanrıdan gelen kadim bilgeliği gösterir. Ermiş Tanrıdan aldığı bu kutsal bilgiyi elinde tutar ve kendi elleriyle tuttuğu fener ile insanlığın yolunu aydınlatır. Aslında bu sahip olduğu ışığı paylaştırabilir ve daha fazla yerin bilgiyle, ışıkla dolmasını sağlayabilecekken belki insanlığa güvenmediğinden belki de bilginin gücüne sahip olma hırsından feneri kendi taşımayı tercih eder. Elindeki asa ise gene bilgi denen tek dayanağı işaret eder.

 

Lız Dean’ın destesinde ise Ermiş, yeşil renginde bir harmani giymiştir, kukuletasını alnına kadar indirmiş, sağ elinde tuttuğu fenerle ulu yeşil yapraklı bir ağacın altında durur ve yeşil bir bahçeyi aydınlatır. Bahçenin çit çevrili sınırlarının arkasında gene sökmekte olan şafağın mavi ışığını ve çıplak tepeleri görürüz. Sol elinde tuttuğu asaya ise kırmızı bir yılan sarılmıştır. Bu ikonografide yılan ve yeşil renk baskın figürlerdir. Yeşil dengenin, uyumun ve ilkbaharın rengidir. Güven ve tazelik duygusu taşır. İlkbaharı hatırlatışı ile doğumu ve yeniliği simgeler. Yılan ise deri değiştirdiği için ölümsüzlük ve  bilgelikle ilişkilendirilir. Adem ile Havva’nın hikayesinde ise baştan çıkarıcı ve insanın cennetten kovulmasına neden olan kötülükle simgelenir. Mısır mitolojisi ise dünyanın koruyucusu, yer altı dünyasının ruhu olarak karşımıza çıkar.

Bütün bu simgelerin bize söylediği, Ermiş kartının insanlık yolculuğumuz içinde dokunduğu alan; kendini tanıma ve kişisel değer yargılarımızın, sınırlarımızın farkına varma, sürünün içinde kaybolan asıl hikayemizi bulabilme cesaretidir.

Hermes, Hızır, Musa, bilgelik tanrısı Thoth,Thales olarak geçmişten bu yana ne zaman yolumuza çıksa bize şunu anlatmaya çalışır;

” Bütünün bir parçasısın ne Ondan farklı ne tam O, ne de Ondan başkasın, sensiz olmazdı, bütün sen olmadan tamamlanmazdı”

Ancak Ermiş’in sesini bütün bu kuru gürültünün, bangır bangır bağıran dizilerin, reklam cıngıllarının, para çığırtkanlığının ve ego kavgalarının içinde duyamayız. Onun ne dediğini  anlamamız ve kim olduğumuzu öğrenebilmemiz için sessizliğe, içimize çekilmeye ihtiyacımız vardır.Onun söylediklerini ancak öyle duyabiliriz.

Bütün mitolojilerde ve dinlerde gerçek bilgi yani ilahi olan dış dünyadan sıyrılıp kendi içine dönmekle bulunur. Arketipsel olarak bu Ermiş simgesinin bizi götürdüğü yol, kahramanı olduğumuz hayatın ruhuna bakmak, içimizde olup biteni görmeye çalışmaktır. Bu kart bize eşikten sağ salim atlayabilmemiz ve ışığı görebilmemiz için ihtiyacımız olan sessizliği ve ben kimim yolum neresi sorusunu hatırlatır.

Tarot’la yolculuğa devam