Bir akşam vakti; üstelik her şey, bütün hayat yerli yerindeyken beni böyle nakavt eden ve insafsız bir melankoliye sürükleyen resmi tam da yerinde; Anna Karanina’nın içinde buldum. 184.sayfaya yapışmış ve yıllardır hiç sesini çıkarmadan beni darmadağın edeceği bu geceyi kollamış.

Resimde Serap tam karşımda oturmuş Aslı ile Metin’in yanına. Ben Banu’nun omzunun üstünden başımı çevirip gülümserken, O direkt objektife bakmış. Gülen gözlerinin kenarına bir parça toz gibi yapışmış keder var oysa daha çok genciz çocukluktan neşeli bir telaşla henüz kurtulmuşuz. Keder tropik bir hayvan, egzotik bir bitki  gibi bizim güzel ülkemize henüz gelmemiş.

Keder çok sonraları Levent’te bir apartmanın ikinci katında başka bir çınar ağacını gören odada, Mehmet’in kalbinde patlayan silahla girecek hayatımıza. Aç bir hayvan gibi iştahla yemlenirken Serap’ı ve Mehmet’i götürecek yanında.

“Niye “dedim Serap’a ,”niye”? ellerini tutabildiğim o kısacık anda .”Beni artık sevmediğini anladığım için” dedi. O kadar güzel, o kadar aşık ve o kadar umutsuzdu ki. İncecik kollarının ucunda yaprak gibi titreyen elleri o gün sigarasını bile yakamayacak ama beş sene sonra aynı odada Mehmet’in yanına gitmesine kararlılıkla yardım edecekti.

“ Bazı aşklar ölmek bazıları yaşamak içindir. Sadece çok azı bu dünya ve öbür dünya içindir”  Anna Karanina’nın ilk sayfasına 17. Doğum günüm için yazmış.

home ../../../../Anasayfa.html