Patrick Süskind, “Aşk ve Ölüm Üzerine” adlı kitabında, yaşarken bize kendimizi biricik hissettiren bu aşkın “müşterek otizm”ini ve nafile bir çabayla ölümle estetize edilmeye çalışılan hallerini anlatıyor. Orpheus’un Eurydike’nin peşinden gölgeler diyarına girişinden başlayıp üstü açık bir arabada uluorta sevişen genç çifte uzanan bu geniş panoramada, aşkın tanrılardan daha çok insanlara yakışan yönlerine ve sanatta bıraktığı derin izlere şahit oluyoruz.


Bilim adamları, Aşkı sağlıklı üreme arzusunun başımıza sardığı hormonal bir seçim olarak tanımlasa da bu kuru ve duygudan yoksun tanımın Sihirli Flüt, Ophelia, Anna Karenina, Doktor Jivago gibi muhteşem eserleri yazdırdığına inanmak güçtür. Hiç kimse Aşka düşmüş birine başına gelen şeyin, evrimsel bir sürecin sürekli tekrarlanan sıradan bir parçası olduğunu anlatamaz, anlatsa bile bu kimsenin işine yaramaz. Aşka yakalanmış bir insanın içinden çıkan garip hayvanın başına gelenler hemen her zaman atomun yapısından ve küresel ısınmanın etkilerinden daha çok merak uyandırır. Her aşkta, nerede ağlayıp, nerede kükreyeceğini bilmediğimiz bu vahşi hayvanın toynaklarını, kürkünü, boynuzlarını, dişlerini yeniden ve yeniden seyretmek, dokunmak ve bazen de yanında ölmek isteriz. Süskind kitabında işte bu şehvetli bir merakla seyretmeye doyamadığımız tuhaf hayvanı anlatırken aşkın bütün mağlupları için teselli olacak bir de ipucu vermiş; Aşkın mayasında zafer yoktur Orpheus’un hikayesinde olduğu gibi çaresizlik vardır. Yağları donmuş biber dolmaları da mağlubiyetin değil zaferin işaretidir.

Patrick Süskind, Aşk ve Ölüm Üzerine, Çeviren; Şeyda Öztürk, Can Yayınları.

home ../../../../Anasayfa.html